‘Bu yılın değil, son on yılın en etkili çalışması olabilir…’ Sigara bağımlılığına son mu?

Beyin hasarı denince aklımıza genelde hatırlama, konuşma, hareket kabiliyetlerinde görülen geri dönüşsüz eksilmeler ve benzeri fiziksel ya da bilişsel kayıplar geliyor. Ancak çok nadir durumlarda beyin hasarları olumlu sonuçlara yol açıyor.

Beynin belli bölgesinde yaşanan bir hasar, kişinin başka bir hastalıktan kaynaklanan semptomlarının bir anda sihirli değnek değmişçesine iyileşmesini sağlayıp doktorlara yeni tedavi kapıları aralayabiliyor.

Yakın zamanda yapılan bir araştırma bunun en iyi örneklerinden. Araştırmaya konu olan kişiler yıllarca sigara içmiş nikotin bağımlıları. Hepsinin ortak özelliği ise geçirdikleri felç benzeri beyin hasarına yol açan yaralanmalar sonucu bir anda sigara içme arzusunu yitirmiş olmaları.

Bu kişilerin beyinlerinde yapılan taramalarda, beynin birbiriyle bağlantılı çeşitli noktalarında hasarlar tespit edildi. Uzmanlar bu bölgelerde yapılacak derinlemesine çalışmalarla her yıl dünya genelinde milyonlarca insanın hayatını olumsuz etkileyen bağımlılıkların tedavisinin fazlasıyla kolaylaşacağına inanıyor.

Bilim dergisi Nature Medicine’de pazartesi günü yayımlanan araştırma yakın zamanda popülerliği artan bir teoriden hareketle gerçekleştirildi. Şöyle ki günümüzde araştırmacılar bağımlılığın beynin tek bir bölümünde değil birbirine sinir lifleriyle bağlı bir bölgecikler ağında yaşadığını düşünüyor.

Araştırmanın sonuçlarının sigara tiryakilerinde umutlandırıcı sonuçlar veren elektroşok gibi bağımlılık tedavilerinin başarı oranını artırabileceği ifade ediliyor.

Araştırmanın yürütücülerinden Dr. Juho Joutsa, “Bağımlılık açısından en büyük sorunlardan biri şu: Sorunun beynin neresinde yattığını bilmediğimiz için hedefli bir tedavi uygulayamıyoruz” dedi. Finlandiya’da bulunan Turku Üniversitesi’nde nöroloji uzmanı olarak görev yapan Dr. Joutsa, “Bu çalışmanın ardından söz konusu bölgeler ve ağlar hakkında kapsamlı bir fikir sahibi olmayı ümit ediyoruz” diye konuştu.

Son 20 yılda yapılan araştırmalar bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğu fikrini sağlamlaştırdı. Ancak halen bağımlılığın bir gönüllülük meselesi olduğuna inanan da çok insan var.

 

ALKOL BAĞIMLILIĞIYLA İLGİLİ DE BENZER SONUÇLAR ELDE EDİLDİ

Bazı bağımsız uzmanlar Dr. Joutsa ve meslektaşlarının gerçekleştirdiği çalışmanın, beynin madde kullanım bozukluklarındaki rolünü çok güçlü bir biçimde gösteren sıra dışı bir örnek olduğunu ifade ediyor. Zira felç ya da başka bir beyin hasarı geçiren sigara içicilerinde, belli bir nöral ağda yaşanan hasarın, sigara içme isteğini bıçak gibi kesmesi çok çarpıcı bir olgu.

Üstelik konu sadece sigara bağımlılığı da değil…

Araştırmacılar çalışmanın ilk safhasında elde ettikleri bu bulguları, alkol bağımlılığı riski bulunan beyin hasarlı hastalar topluluğu üzerinde de test etti. Tıpkı nikotinde olduğu gibi alkolde de beyninin belli bölgelerinde hasar olan kişilerin alkol tüketme arzusunun azaldığı görüldü. Üstelik bu bölgeler, nikotin araştırmasındaki hastaların beyinleriyle örtüşüyordu. Sözün kısası sigara bağımlılığı da alkol bağımlılığı da beyinde benzer noktalarda saklanıyordu.

Beynin bu noktalarında görülen lezyonlar sigara içme isteğini kesiyor

SON ON YILIN EN ETKİLİ ARAŞTIRMASI

Pennsylvania Üniversitesi psikiyatri bölümü onursal profesörü olarak görev yapan A. Thomas McLellan, “Bence bu sadece bu yılın değil, bu on yılın en etkili yayınlarından biri olabilir” diye konuştu. Aynı zamanda Ulusal Uyuşturucu Kontrol Politikaları Dairesi Direktör Yardımcısı olan McLellan, parçası olmadığı çalışmayı New York Times’a şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu araştırma sayesinde bağımlılık alanında yaygın kabul gören birçok basmakalıp bilgi de tarihe gömülebilir. Artık ‘Bağımlılık kötü ebeveynliktir’, ‘Bağımlılık karakter zayıflığıdır’, ‘Bağımlılık ahlâk yoksunluğudur’ denemeyecek” diye konuştu.

Doğrusunu söylemek gerekirse, son yıllarda peş peşe çalışmalarda, beynin belli bölgelerinde yaşanan lezyonların ya da yaralanmaların bağımlılığı sona erdirebildiğine dair bulgular elde ediliyordu. Ancak her araştırmada beynin farklı bir bölgesi bağımlılıktan sorumlu gibi görünüyordu. Yukarıda bahsettiğimiz araştırma, tüm bu araştırmaları bir çerçeveye oturtması açısından çok önemli.

ARAŞTIRMA SONUÇLARI ÇIĞIR AÇACAK

Doktor Öğretim Üyesi Psikiyatrist Barış Sancak, bağımlılığın günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu, sigara kullanımının her yıl 8 milyon insanın ölümüne yol açtığını, her beş ölümden birinin bu nedenle yaşandığını belirtiyor ve ekliyor:

“Buna rağmen modern tıbbın, sigara bağımlılığı başta olmak üzere, madde kullanım bozukluklarının tedavisi konusunda başarısı oldukça sınırlı. Bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğu bilinmektedir. Ancak bu zamana kadar yapılan bilimsel araştırmalar, bağımlılığın beyindeki karmaşık etkisini açıklamak konusunda kısıtlı bir başarı elde etmiştir. Her uyuşturucu madde farklı bir molekül aracılığı ile etki gösterirken, bağımlılık genelde benzer bir semptom kümesine sahiptir. Hatta günümüzde sadece uyuşturucuların değil, kumar gibi pek çok davranışın da bağımlılık yapabilme potansiyeli olduğunu biliyoruz.” 

Sancak, bu bilimsel araştırmanın “bağımlılık” konusunda çığır açacak sonuçlara sahip olduğunu dile getiriyor ve araştırmayı şöyle yorumluyor:

“Bağımlılık tedavisinde yaşanılan en büyük problemlerden biri, beynin hangi bölgesinin bu duruma neden olduğunun çözülememiş olmasından kaynaklanıyordu. Beyin hasarı sonucu sigara bağımlılığı kendiliğinden iyileşen kişilerin beyinlerini incelediğimizde, çok farklı sinir bağlantılarının işin içinde olduğunu görüyoruz. Bu zamana kadar genellikle bağımlılıkla ilgili beyin bölgelerini tespit etmeye odaklanmış bilim insanları, bazı ortak beyin bölgelerine dikkat çekmiş olsa da, tam olarak tutarlı bir sonuç elde edememişti. Daha ayrıntılı bir inceleme, sadece beyin bölgelerinin değil, bu bölgeleri birbirine bağlayan sinir devrelerinin düşündüğümüzden daha büyük bir rolü olduğu gösterdi.”

Sancak, bu konudaki bildiklerimizi tekrar gözden geçirmemize neden olan araştırma verilerinin, gelecekte bağımlılık tedavisi için umutlarımızı artırdığını söylüyor.

 

Günümüzde transkranial manyetik stimülasyon (TMS), beyin pili (derin beyin stimülasyonu) gibi tıbbi cihazlar ve cerrahi işlemler sayesinde insan beyninde istenilen bölgeye müdahale edilebiliyor. Bu çalışmanın öne çıkardığı bazı beyin bölgelerine yönelik yapılacak yeni çalışmalar sayesinde de günümüzün en büyük halk sağlığı sorunlarından biri olan ve tedavisi konusunda problemler yaşadığımız bağımlılıklar konusunda yakın zamanda büyük bir ilerleme kaydedilecektir.

Doktor Öğretim Üyesi Psikiyatrist Barış Sancak

Çoğu olguda bağımlılığın çevresel faktörlerle de ilişkili olduğunu ve bağımlılık tedavisinde en büyük zorluklardan birinin kişinin çevresindeki tetikleyicileri ortadan kaldırmak olduğunu ifade eden Sancak, bu nedenle sigara bağımlılığı gibi toplumda yaygın görülen bağımlılık türlerinde, işin beyin kısmını tedavi ederken, toplumsal tarafının da göz ardı edilmemesi gerektiğini sözlerine ekliyor.

İNSULAR KORTEKS BİLGİSİ DOĞRU AMA EKSİK

Bu yeni araştırmada Dr. Joutsa ve meslektaşları, Iowa’da yaşayan ve beyin hasarı bulunan sigara içicilerinin eskiden çekilmiş beyin taramalarına çeşitli istatistiksel teknikler uyguladı.

Aynı beyin taramaları üzerinde daha önce yapılmış bir analiz, beyninin bilinçli arzuları yöneten “insular korteks” isimli bölümünde hasar olan kişilerin, sigarayı bırakma ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret etmişti.

Ancak Dr. Joutsa bu beyin taramalarını piksel piksel karşılaştırdığında daha ilginç bir sonuçla karşılaştı. İnsular korteksinde hasar olmayan birçok hastanın sigara içme isteği de kaybolmuştu. Dr. Joutsa, New York Times’a yaptığı açıklamada, “İnsular korteksle ilgili açıklama yanlış değildi ama eksikti” dedi.

Harvard Tıp Okulu’nda nöroloji profesörü olan Dr. Michael Fox’la birlikte çalışan Dr. Joutsa, New York’un Rochester şehrinde yaşayan felç geçirmiş sigara içicilerinin beyin taramalarını incelemeye başladı.

Beynin insular korteks kısmı

Toplamda 129 hastanın beyin görüntülerini inceleyen uzmanlar, hastaların sigarayı bırakmalarına yardımcı olan yaralanmaların toplandığı tek bir bölge bulmakta zorlanıyordu. Bu nedenle araştırmacılar beynin bir bölgesindeki hareketliliğin diğer bölgesindeki hareketlilikle bağını gösteren standart beyin ilişki grafikleri üzerine çalışmaya başladı. Bu sayede hasar aldığında nikotin alma arzusundan kurtulmaya yol açan ve açmayan beyin ağları tespit edildi.

Dr. Fox, New York Times’a, “Buradan anlaşılan şu ki, tedaviler sırasında hedef almamız gereken şey beynin belli başlı bölgeleri değil, birbirine bağlı beyin devreleri. Eğer beynin birbirine nasıl bağlı olduğunu göz önünde bulundurursanız, tedavinin başarı şansını artırabilirsiniz” ifadelerini kullandı.

Araştırma kapsamında kişilerin ev hayatlarının (ya da günde kaç kez sigara içen biriyle karşı karşıya kaldıklarının) alışkanlıklarını nasıl etkilediğine bakılmadı. Hastaların çok büyük bir çoğunluğu beyin hasarı yaşadıktan hemen sonra sigarayı tamamen bıraktıklarını, sigara içme isteği hissetmediklerini ve ilerleyen dönemde de sigara içme isteklerinin geri dönmediğini ifade etti.

Diğer yandan uzmanlar, beyin hasarı geçirenlerde sigara içme isteği dışında başka değişiklikler de olup olmadığına baktı. Sigara içme isteğindeki eksilmenin zekâ seviyesi ya da ruh halindeki değişiklikten kaynaklanmış olabileceği hipotezini test eden araştırmacılar, bu açıdan kayda değer bir fark görülmediğini bildirdi.

Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hatice Köse Özlece, önceleri bağımlılığın yalnızca alışkanlıklar ile ilgili olduğu düşünülürken son dönemde yapılan çalışmaların bağımlılığın aslında bir beyin hastalığı olabileceğinin ortaya koyulduğunu söylüyor. Özlece, bağımlılıkta beynin hangi bölgelerinin aktif olduğunun ve etkilendiğinin belirlenmesinin, tedavide hedef alanı da ortaya koyacağını ve yeni tedavi stratejileri geliştirilebileceğini düşünüyor.

Özlece, “Beyinde bağımlılık durumundan sorumlu merkezler saptanarak, o bölgeler üzerine çalışılabilirse; tıpkı Parkinson hastalığında veya bazı hareket bozukluklarında beynin belli çekirdekleri hedef alınarak yapılan tedaviler, beyin stimulasyonları gibi tedavilerin de önü” açılabilir diyor ve tam da bu noktada Nature’da yayımlanan bu araştırmanın nöroloji dünyasında ciddi bir heyecana yol açtığını ifade ediyor.

BEYNE ELEKTRİK VERME TEDAVİSİ NASIL İŞLİYOR?

Araştırmada payı olmayan bazı uzmanlar da Joutsa, Fox ve çalışma arkadaşlarının tespit ettiği beyin ağlarına daha önceki çalışmaları sayesinde vakıf olduklarını söyledi. Örneğin Manhattan’da bulunan Mount Sinai Hastanesi’nin İleri Devre Terapisi Merkezi’nde psikiyatrist olan Dr. Martijn Figee, beyne gönderilen elektrik dalgalarının obsesif kompulsif bozukluk, depresyon ve bağımlılık tedavisindeki rolünü inceliyor. Dr. Figee bağımlılığın çoğu zaman beynin bilişsel kontrol devresindeki yetersiz hareketlilik ve ödülle alakalı devrelerinde aşırı hareketlilik sonucu ortaya çıktığını söyledi.

Hastaların kafalarının yüzeyinin elektrikle uyarılması veya daha invazif metotlarla beynin derinliklerine elektrik verilmesi yoluyla doktorlar yapay bir beyin yaralanması yaratıp bazı bölgelerde hareketliliği baskılarken bazı bölgelerde de daha fazla hareketlilik yaşanmasını sağlayabiliyor.

Son araştırmaya göre medyal frontopolar korteks adı verilen bölge daha fazla hareketlilik uyarısı için uygun bir nokta. Nitekim ABD’de Gıda ve İlaç Dairesi’nin yakın zamanda onayladığı bir bağımlılık tedavisi de beynin bu bölgesinin uyarılmasını hedefliyordu.

Söz konusu tedavi kapsamında hastanın kafa derisine yerleştirilen elektromanyetik özellikli bir makara yardımıyla beyin yüzeyine elektrik atımları gönderiliyor. Beynin belli bölgelerine elektrotlar yerleştirilmesini ya da bazı noktaların kalıcı olarak uyutulmasını öngören tedavi teknikleri de var.

Dr. Figee, “Bu makale belli ulaşılabilir hedeflere işaret etmesi açısından gerçekten çok ilginç” ifadelerini kullandı.

Bu cihaz mıknatıslar yoluyla beyni uyarıyor

Özlece, günümüzde modern tıpta; hastaların kafalarının yüzeyine elektrik stimülasyonu uygulayarak, belirli bölgelerdeki aktivitenin baskılanabileceğini aktive edilebileceğini veya bir yaralanmanın etkisini taklit edebilir durumda olduğunu belirtiyor ve bu nedenle bağımlılık ile ilgili beyin bölgeleri ve network ağlarının belirlenmesi yeni tedavi stratejileri geliştirmeye yardımcı olabileceğini düşünüyor.

Böylece sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan ciddi yıkımlara sebep olan bağımlılıklardan kurtulmanın da daha kolay, hızlı ve etkili yollar ile mümkün olabileceğini ifade ediyor.

ARAŞTIRMALAR UMUT VERİCİ AMA…

Beyni uyaran teknikler depresyon ve obsesif kompulsif bozukluk tedavilerinde hızla yaygınlaşsa da bağımlılık tedavisinde kullanımı henüz o kadar yaygın değil. Araştırmacılar bu tekniklerin bağımlılık tedavisine uyarlanmasının yıllar sürebileceğini belirtiyor.

Elektriksel ya da manyetik uyarımın bağımlılık yapan maddelere duyulan isteği azalttığını gösteren araştırmalar var ancak bu etkilerin ne kadar sürdüğü belli değil. Dr. Figee, umut veren hedeflerin bazılarının beynin çok derinliklerinde olduğunu ve buna uygun makaraların ancak yakın zamanda geliştirilebildiğini vurguladı.

Uzmanlar, beynin neresinin uyarılacağını bilmenin tedavinin ne sıklıkla uygulanması gerektiğine ilişkin sorunu çözmediğini de belirtti. Dahası her hastanın beynindeki bağlantılar farklı olduğundan, kişiye özel tedavilere de ihtiyaç duyulabiliyor.

Araştırmacılar, bağımlılığı olan kişilerin beyin uyarımını depresyon ya da hareket bozukluğu olanlara kıyasla daha geç benimsediğini, bunun da bağımlılığın bir beyin bozukluğu olarak görülmesinin tabu kabul edilmesinden kaynaklandığını vurguluyor.

SOSYAL VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ

Bir de yapısal engeller var. Örneğin, Amsterdam Üniversitesi Tıp Merkezleri’nden psikiyatri profesörü Dr. Judy Luigjes, Hollanda’nın dört bir yanındaki bağımlılık tedavi merkezlerinden binlerce hastayı bir araya getiren bir çalışma başlattı. Ancak aradan geçen üç yılda sadece iki hasta tedavi denemelerine başladı.

Dr. Luigjes ve çalışma arkadaşlarının kaleme aldıkları makaleye göre, madde kullanım bozukluğu olan hastaların tedavi motivasyonu obsesif kompulsif bozukluk hastalarına kıyasla daha dalgalı seyrediyordu.

Madde kullanım bozukluklarının beraberinde getirdiği inişli çıkışlı durum, zaman hassasiyeti olan tedavilere yatırım yapmayı da zorlaştırıyor. Örneğin Dr. Luigjes’in bulgularına göre, hastaların sadece üçte biri araştırma ekibiyle olan randevularına bir aile üyelerinden biri ya da bir arkadaşlarıyla birlikte gitti.

Dr. Luigjes’e göre, beyin bağımlılık tedavisinde bir giriş noktası olmakla birlikte en önemli unsur değil. Bağımlılığı bir beyin hastalığı olarak gören modele odaklanmanın, bu soruna katkıda bulunan sosyal ve çevresel faktörlere ilişkin araştırmalara kaynak aktarılmasına engel olduğunu düşünen başka bilim insanları da var.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.